Internet Bağımlılığı

Bu terimi ilk duyduğumda çok gülmüştüm, “yahu internetin de mi bağımlılığı varmış? yuh artık…” diyordum. Bunu derken de yaklaşık 12 saattir bilgisayarın başında ekşi sözlük okuyordum!

İnsan bazen kendi yaşadığı problemin farkına varamıyor, sanki hiç kendisine uğramamış, başkasının derdiymiş gibi geliyor.

Oysa bal gibi ben de internet bağımlısı olma yolundaydım.. (belki de olmuştum bilemiyorum)

Sene 2000′den hızlı sarım 2010′a geldiğimde 10 senede bu yolda çok ilerleme kaydettim. Hayat artık internetsiz de var ve internete bağlanma dürtümü kontrol edebiliyorum.

İnternet bağımlılığın başlaması, ilerlemesi ve sonunda kontrolü için kendi tecrübelerimi bu yazıda okuyabilirsiniz.

İnternet bağımlılığı nedir?

Sabah kalktığınız gibi emaillerinize bakıyorsanız, gün içindeki vaktinizin çoğu bilgisayar karşısında geçiyorsa, boş bulduğunuz her anda cep telefonunuzdan internete giriyorsanız, facebook vs. sosyal paylaşım sitelerindeki profilinizi sürekli güncelliyorsanız ve bütün bunlar yüzünden insanlarla daha az görüşüyor, daha az dışarı çıkıyor ve daha az sosyalleşiyorsanız internet bağımlısı olma ihtimaliniz var.

İnternet bağımlılığı madde bağımlılığı gibi “yokluğunda sıkıntı yaratan, boşluk hissi oluşturan ve ilk fırsatta tatmin edilmesi gereken” bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Bu da maalesef interneti kişinin hayatında öncelikli hale getiriyor.

Durum böyle olunca kişi sosyal hayatında, işinde, ailesinde vb. ciddi sıkıntılar yaşamaya başlıyor. Tedavi edilmediğinde ise geri dönüşü çok zor kayıplar bırakabilir.

İnternet bağımlılığı ile nasıl mücadele edilebilir?

1) Farkında olun: Yukarda saydığım belirtileri kendinizde görüyor musunuz? Objektif olun, kendinizi masaya yatırın ve farkındalığınızı arttırın… Bunun ciddi bir problem olduğunu ve hayatınızı aksattığını anladığınız an ilk adımı atmışsınız demektir.

Farkındalığı arttırmak için gün içinde ne kadar internete vakit ayırdığınızı ölçün… Bunu yapmak için rescue time isimli bir program var. Programı bilgisayarınıza kuruyorsunuz ve sizin bilgisayar başında ne kadar vakit harcadığınızı kaydediyor. Daha sonra bunu çok güzel bir şekilde raporluyor.

Raporu gördüğünüzde şok geçirebilirsiniz. İnsan internet başında ne kadar gereksiz işle uğraştığını anladığında kaybettiği zamana acıyor.

2) İnterneti çok kullanmanızın arkasındaki sebepleri araştırın: İnterneti sosyalleşmek için mi kullanıyorsunuz? (Chat, sohbet, facebook vb. sosyal paylaşım siteleri) Oyun için mi kullanıyorsunuz? Yoksa bilgi edinme amaçlı mı kullanıyorsunuz? (Haber siteleri, bloglar, wikipedia, ekşi sözlük vb.)

Kullanım alışkanlıklarınızı rescue time’dan detaylı ve trendler halinde görebilirsiniz. Hangi amaçla kullanıyorsanız kullanın bunun “gerçek” bir ihtiyaç olup olmadığını sorgulayın.

Sosyalleşmek: Örneğin sosyalleşmek için kullanıyorsunuz diyelim. Neden sosyalleşmek için internet kanalını kullanıyor olduğunuzun farkında mısınız? İnsanlarla fiziksel iletişimde beceremediğiniz bir şeyler mi var? Görüntünüzden mi çekiniyorsunuz? Kendinize güveniniz mi eksik?

Gerçek bir iletişimin yerini internetteki iletişim asla tutamıyor. (benim tecrübem) Bir arkadaşınız ile facebook’tan mesajlaşmak yerine telefon açıp bir cafe’de buluşarak hasret gidermek çok daha tatmin edici oluyor. İnternetteki iletişim bilgisayar ekranının sunabileceği imkanlarla sınırlı… Oysa beynimiz gerçek iletişim ile çalışıyor.

Dışarı çıkın, yeni insanlarla tanışma ihtiyacınız varsa bunu dışarda da yapabilirsiniz… Özgüveninizi yükseltecek egzersizler yapın (bununla ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum). İnanın dışarda çok daha güzel, heyecanlı ve doyurucu bir sosyal hayat var.

Oyun: İnsan yaşlansa bile içindeki çocuk hep yaşıyor. Oynamak istiyoruz… Küçükken saklambaç oynuyorduk, yaşlandıkça halı saha’da maç yapıyoruz, basket oynuyoruz… Fiziğimizin müsait olmadığı yaşa gelince dostlarımızla tavla oynuyoruz. Oynamak doğal bir ihtiyaç. Sebebi de insanın sosyalleşme, öğrenme ve pratik ihtiyacından geliyor.

Oynarken öğreniyoruz, öğrendiklerimizin pratiğini yapmış oluyoruz… Vücudumuzun ihtiyacı olan hareketi sağlıyoruz… Yeni arkadaşlıklar kuruyoruz, arkadaşlıkları ilerletiyoruz, sosyalleşiyoruz.

Peki bunu internette yapınca ne oluyor? Bu ihtiyaç “sanal” bir araçla tatmin edilmeye çalışıyor.

Oyun bilgisayarla sınırlı değil. İnsanın bir arkadaşıyla çay bahçesinde oturup kıran kırana bir tavla maçı yapmasının yerini hiçbir counter strike turnuvası tutamaz. (Günde 13-14 saat counter strike oynadığım günleri biliyorum… Tavla çok daha güzel :) )

Dışarda daha güzel oyunlar var… Halı saha maçı var, basket var. Arkadaşlarla monopoly, tabu oynamak var. Gerçek insanlarla oynadığınız oyunlarda iletişim yeteneklerinizin ilerlediğini hissediyorsunuz. Çıkın dışarı, orda oynayın.

Bilgi edinmek: İşte bu benim en büyük handikapım. Çünkü internette “gerçek” bilgi ile “çerez” bilgi arasında ayrım yapmak imkansız hale gelebiliyor. Ekşi sözlük örneğini vereyim. Burada sanat tarihinden, sosyolojiye, mühendislikten, işletme teorisine kadar çok yaygın ve değerli bilgiler ve yazarlar var. Ama öte yandan belki de daha fazla “geyik”, “anlamsız” ve “çerez” yazı da var.

Ekşi sözlüğe girdiğinizde kendinizi “herşeyi” okuyor halde bulabilirsiniz. Bunu kontrol etmek çok güç.

Aynı şekilde bloglarda da bu durum var, inanılmaz kaliteli bloglar da var, incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler içeren bloglar da… Ama insan okumaya başlayınca hepsine bakma isteği doğuyor.

Bununla mücadele etmek gerekiyor, çünkü internet uçsuz bucaksız bir bilgi çöplüğü haline gelmiş durumda. Aradığınızı bulana kadar bir sürü gereksiz bilgiye maruz kalıyorsunuz. Çok ciddi bir disiplin oluşturamazsanız bu evrende kaybolmanız içten bile değil.

O yüzden her ne kadar kulağa hoş geliyor olsa da internetten bilgi edinme işini de sınırlamaya çalışın. Ekranın karşısına oturduğunuzda tam olarak ne öğrenmek istediğinizi belirleyin, bunun dışındaki şeyleri okumamaya kendinizi zorlayın. Yoksa merkez bankasının son faiz indirimi ile ilgili bir haberi araştırırken kendinizi “global ısınmanın kutup ayılarının habitatına etkileri” üzerine bir makale okurken bulabilirsiniz. (ben yaşadım :) )

3) Benim tecrübem

2000 yılında günümün çoğunu internet başında geçiriyordum. Başarılı bir şekilde kazandığım üniversite’den bu yüzden ortalama bir performansla mezun oldum. Arada geçen zamana geri dönüp baktığımda ne kadar değerli bir vakti, ne kadar değersiz bir şekilde harcadığımı gördüm. Hala zaman makinesi olsa geri dönüp o Mustafa’yı karşıma alıp ağır bir konuşma yapardım gibi geliyor!

Neyse ki sorunun bir şekilde farkına vardım ve uzun süren uğraşlardan sonra bu işi kontrol altına almayı başardım. Artık internete sadece ihtiyacım olduğunda giriyorum.

Gerektiği zaman emaillerimi kontrol ediyorum, sadece yurtdışında yaşayan arkadaşlarımla chat yapıyorum… Bir bilgiye ihtiyacım olduğunda sadece o bilgiyi arıyorum. Sadece ilgi alanlarımla ilgili bloglara üye oluyorum ve sadece bu yazıları okuyorum.

İnterneti hayatın merkezine almadığınızda çok daha keyifli ve verimli geçiyor günler.

Benim gibi “ağır” internet düşkünü birisi bile kullanımı kontrol altına alabildiyse, herkes yapabilir bence…

Yeter ki isteyin ve üzerinde zaman harcayın. Sonuçları güzel oluyor.


Yazıyla ilgili sorunuz mu var? Yorum mu yapmak istiyorsunuz? Forum'a tıklayarak yorum yapabilirsiniz...

Akıllı Gelişim bildirimlerine üye olmak ister misiniz?

Akıllı Gelişim'de yayınlanan kişisel gelişim yazılarını takip etmek için e-posta adresinizi girin veya twitter'dan takip edin.




E-posta adresinizi girin: