Artık Şirketler de İnternet Sansürü Uyguluyor

Youtube’un yasaklanması ile Türkiye internet sansürü ile tanıştı… Aradan yıllar geçmesine rağmen de herhangi bir iyileşme yok, aksine kötüye gidiyor bu iş.

Son yıllarda şirketler de internet sansürü uygulamaları yaygınlaşmaya başladı. Gün geçtikçe personelin internette geçirdiği zamanın iş verimini azalttığını düşünen yöneticiler çoğalıyor. Yapılan araştırmalar da gerçekte yöneticileri doğrular nitelikte…

Çalışanlar iş yerinde geçirdikleri vaktin önemli bir kısmını youtube, facebook, twitter, chat vb. iş dışı sosyal mecralarda harcıyorlar ve doğal olarak verim ve dikkat azalıyor.

Şirketler de bu siteleri sansürleyen programlar kullanarak veya kotalar tanımlayacak çalışanın “işinin başına dönmesini” sağlıyorlar.

Bu mantıkta yanlış olan tek şey var: bu sansür soruna herhangi bir çözüm sağlamıyor…


Şirketler nasıl sansürlüyor?

Kurumsal şirketlerden talep geldiği için kurumsal sansürleme yazılımları da devreye giriyor otomatik olarak. Şirketler ya çalışanların bilgisayarlarına kurdukları bir yazılımla takip yapıyor ve istemedikleri siteyi blokluyorlar, ya da internet trafiğini filtreleyen şirketlerin yazılımlarını kullanarak kaynağında blokluyorlar.

Bu iki yöntemin de şirket için çeşitli artıları ve eksileri var.

Örneğin, şayet çalışanın bilgisayarına kurulan programlarla filtreleme yapılıyorsa, bu programları da bypass eden, çevresinden dolaşan veya programın kendisini işlevsiz hale getiren ek programlar mevcut. Çalışanlar bunları kullanabiliyor.

Şayet internet trafiğini filtreleyen çözümler kullanıyorsa o zaman da internetin içinde kendisine bir “tünel” açıp, bu tünelin içinden filtresiz geçmenin yolunu buluyor çalışanlar… Örneğin vtunnel, ktunnel gibi siteleri kullanarak veya vpn yardımı ile ağ üzerinden dışarı açılarak.

İki yöntemi de şirketin tespit etmesi çok zor, gerçekten tespit için her çalışanın başına polis gibi bir bilgi sistemleri çalışanı koymak gerekiyor.

Şirket bir yöntemle sansürlerse, birkaç gün sonra çalışan başka bir  yöntemle bu sansürü aşabiliyor.

Disiplin cezaları vererek de çalışanları korkutabilirsiniz, ancak bu cezaları ne kadar uygulayabileceğiniz ve kaçakları nasıl tespit edeceğiniz muamma… Şirketin bunun için harcayacağı enerji, elde edeceği faydadan kat kat fazla olacaktır.

Diyelim ki şirket kurşun geçirmez bir sansür ve filtreleme mekanizması kurdu….

Hadi bir şekilde şirket aşırı disiplin uyguladı, sansürleme yazılımlarına inanılmaz paralar yatırdı, özellikle bunu takip eden bir departman kurdu diyelim… (ki bunları da yapan şirketler mevcut)

O durumda da artık Iphone’lar, Android’ler gibi akıllı telefonlar ile çalışanlar tıkır tıkır facebook’una, youtube’una, twitter’ına girecektir.

Kimsenin telefonuna el koyamayacağınız için veya kimsenin Turkcell üzerinden yaptığı internet iletişimini takip edemeyeceğiniz için, yönetim olarak burada eliniz kolunuz bağlı olacaktır.

Ay sonunda filtreleme raporlamalarına ve kullanım yüzdelerine bakarak kendinizi kandırabilirsiniz, gerçekte çalışanınızın ne kadar vaktini iş için geçirdiğini asla bilemezsiniz. (Ancak her çalışanın tepesine bir kamera koyup, o kamerayı takip edecek başına başka bir çalışan oturtmanız gerekir… O çalışanın da başına bir kamera koyup, onu takip edecek bir kişi daha işe almanız lazım… Neyse konu anlaşıldı herhalde :) )

Doğrusu ne olmalı

Şirketler, maalesef internet ve sosyal mecraların yarattığı hızlı değişimi fark edemiyorlar. Bunun temel sebebi de üst düzey yöneticilerin bu konulara olan ilgisizliği ve bu konuda perspektif geliştirememeleri (haklı ve normal olarak, biraz da yaşın getirdiği sebeplerle).

Oysa ki çalışan nüfus gençleşiyor, yeni nesil ise internetin direk içine doğdu… Bununla yaşıyor, sosyal hayatını bununla şekillendiriyor.

Pek çok geleneksel iş kolu bile artık operasyonlarını internet üzerinden gerçekleştiriyor.

Geleneksel şirket yapısı ise buna adapte olamadığı için, yanlış ve anlamsız tepkiler veriyor, verimsiz çözümler üretiyor (interneti sansürlemeye çalışmak gibi…)

Devletlerin bile başaramadığı, kanunların bile engelleyemediği internet kullanımını, şirketler engellemeye çalışıyor…. Bu tam anlamıyla akıntıya kürek çekmek demek, kazanılması mümkün olmayan bir savaş demek…

Doğrusu ise interneti sansürlemek yerine iş yapış şekillerini değiştirmek. Yani;

  • iş süreçlerini yeniden tasarlamak
  • insan kaynakları yaklaşımlarını elden geçirmek
  • performans yönetimini güncellemek
  • “işe odaklı” performans kriterlerini getirmek (şu an iş yerinde geçirilen saate göre yapılması değil)
  • çalışanını korkutarak, engelleyerek, sınırlara sokarak iş yapmasını sağlamak yerine, onu motive etmek
  • sosyal mecralardan korkmak yerine, bu mecraları avantajına çevirmenin yollarını aramak…

Bunları yapmak ise hiç kolay değil. Kesinlikle bir paradigma değişimi yaşaması gerekiyor üst yönetimlerin.

Genç, yeni nesil çalışanlarını dinlemesi gerekiyor, niye vakitlerini internette geçirdiklerini anlaması gerekiyor.

Yoksa bu tür geri kalmış yöntemler ile çalışanları “çalıştırmak” mümkün değil, boşa harcanan kaynak ve emek anlamına geliyor her yapacağınız sansür.

, , ,

Powered by WordPress. Designed by Woo Themes

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.