Demokrasi üzerine… Demokrasi en iyi sistem midir?

Uzun süredir yazmayı düşündüğüm bir konu demokrasi… Dünya’daki en iyi yönetim sistemi olduğu ve herkesin bu sisteme göre yönetilmesi gerektiği konusunda genel bir kabul var.

Ama bence bu konuda bir problem var. Bence demokrasi olabilecek en iyi sistem değildir… Mevcutlar içindekiler içinde iyisidir. Burada ufak ama kritik bir detay var.


Demokrasinin İnsanlığın ulaştığı ve ulaşabileceği yegane noktaymışcasına pazarlanması bana hep enteresan gelmiştir. Neticede demokrasi bireylerin kendilerini yöneteceği kişileri seçmesi üzerine kuruludur… Bu seçim ise her zaman doğru olmak zorunda değildir.

Mesela şimdi sizden aşağıdaki soruya bir cevap vermenizi istiyorum:

“Rakamlarının faktoriyellerinin toplamı kendisine eşit olan 2010’dan küçük kaç pozitif tam sayı vardır?”
a) 4

b) 3

Hesaplayın… Çözemediyseniz %50 şansınız var, bir tanesini seçin…

Eveeet…

Şayet b seçeneğini seçtiyseniz, tebrikler! demokrasi bu sefer kazandı !

A seçeneğini seçtiyseniz, maalesef demokrasi kaybetti

Yukarıdaki örneği, demokrasinin işleyişi hakkında basit bir fikir vermesi için verdim. Gerçek hayatta ise yukarıdaki sorulardan çok daha zor soruları, bu konular hakkında hiçbir fikri olmayan vatandaşların cevaplaması bekleniyor…

Mesela cari açık niye var? Türk Ticaret Kanunu neler getiriyor? Devlet planlama yaparken hangi teknolojiye yatırım yapmalı? Türkiye’nin komşuları ile ilişkileri ve dış politika stratejileri nasıl kurgulanmalı?

Bu konular hakkında “otorite olan” kişi sayısı toplasan üç haneli rakamlara ulaşmaz… Ama 50 milyon seçmen, bu konularda a veya b şıkkını seçmek durumundalar…

Birini seçiyorlar… Demokrasi kazanıyor mu, kaybediyor mu? Kısmet…

Çobanla profesörün aynı oya sahip olması” türünden tartışmalar da tam olarak demokrasinin bu yukarıda anlattığım eksikliğinden kaynaklanıyor.

Kimse yanlış anlamasın, “en iyi sistem diktatörlüktür” filan demiyorum. Sadece demokrasi de “ulaşılabilecek son noktaymış” gibi pazarlanmamalı… Bu sistemin de işleyişinde “temsiliyet” nedeniyle ciddi problemler var.

Halkın çoğunluğu yukarıda saydığım konularda fikri olduğunu düşündüğü siyasetçileri bu sorulara cevap vermeleri için seçiyor. Bu seçimi dünya’daki tüm seçmenlerin bilinçli yaptıkları çok meçhul. Psikolojik faktörlere, gündelik ihtiyaçlara ve hayata bakış açılarına uygun olduğunu düşündükleri birilerini seçiyorlar işte…

Bunun adı da demokrasi oluyor…

,

  • firat
  • gökçe

    eğitimi eleştirirken bir yandan da oy kıstasını eğitim ile almak ilginç görünüyor.

  • eisadenon

    Selamlar

     

    Eziyet -1- (ısınma turu)

    Kısa bir süredir
    blog’unuzu (umarım doğru terimi kullanmışımdır)

    takip ediyorum. (Umarım
    bu da doğru terimdir.)

    Okuduğum yazılarınızdan birçoğuna
    yorum yazmak istedim,

    en azından teşekkür etmek…

    Fakat umur konusunda
    bazı problemlerim var : ))

    Herneyse… Demokrasi!

     

    Eziyet -2- (hafif yoklama)

    Bu arada
    yazdıklarınızdan birçok şey öğrendim.

    Eh, bu da beni borçlu
    hissettiriyor.

    Ben de bazı şeyleri
    yazma zahmetine katlanarak

    sizin öğrenmenize
    katkıda bulunmaya çalışırsam

    belki borcumu biraz
    ödemiş olurum diye düşünerek

    bu yazıyı kaleme almaya
    karar verdim.

    Ne demiştim? Demokrasi!

     

    Eziyet -3- (erken gelen altın vuruş)

    Umarım kimse dört sene felsefe
    tarihi eğitimi almak zorunda kalmaz!

    [Pireler deve olur,
    develer görmezden gelinir,

    garibim kulak ucu
    1024’lü burgu

    küp kök duble çift
    saltoyla tutturulmaya çalışılır,

    tutmazsan da hakaret
    etmişsin muamelesi yapılır vs.]

    Ben kaldım. Basit bir
    hataydı.

    Ceremesi, logaritmik
    tabanı inadımın tersiyle orantılı olarak arttı.

    Şu şekilde ifade etmeme
    müsade edin:

    log(1/inat)felsefe=
    cereme!

    Galiba saçma oldu!
    Aman canım, konunun özünü anlamışsınızdır : ))

    Konu neydi? Evet,
    demokrasi!

     

    Eziyet -4- (süresiz,
    bitmek bilmez ama yine de ‘artçı’ deprem)

    Henüz
    “demokrasi” dedikten sonra konuyla alakalı ikinci bir kelime
    yazmadığımın farkındayım.
    Bunun oldukça geçerli (hatta takdire şayan) bir
    sebebi var.
    Sebep şudur:
    Birazdan, elimden gelse ancak mikroskopla okunabilecek
    küçüklükte yazacağım fikirler sebebiyle
    aklıselim olmayan insanlardan alacağım
    tepkilerden kaçınmak
    adrenalin ve dopamin seviyelerimin kontrol altında kalması
    için gerek-şarttır : ))))
    Bu sebeple okumayı sürdürmekte olan, açık dimağlı
    herkesten af diliyorum.

    En kısa haliyle açık
    etmek gerekirse, binlerce yıldır hödözillon kere gözlemlendiği üzere
    her tür
    fikir beyanı ve akıl yürütmenin -sanki zaruri- aksaklığı “içerik / mana / bağlam / …” açıksızlığıdır.
    (açıksızlık, kapalılığa eşit değildir, aralarındaki farkı fark etmeyenler lütfen okumaya devam etmesin, lütfen!)
    Bir konu hakkında
    düşünülürken değilse bile (ki o noktada da şarttır)
    fikir-görüş beyan edilirken kullanılan kavramların
    muhatapların şuurunda nasıl bir karşılığı olduğunu kim bilebilir.

    Örnek olarak “anne” kavramının tanımı hepimiz için ortaktır.
    “Anne” kavramının manası da neredeyse hepimiz için aşağı yukarı aynı olduğundan çok problem çıkarmaz.
    “Anne” denildiğinde oluşan çağrışımlar da birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, adı üstünde; çağrışım.
    Kim çağrışıyorsa artık onlar düşünsün : )))

    Dolayısıyla bu örnek, “aman,
    o kadar da sorun yokmuş” hissi yaratıyor ama “dödözölö” kavramı benim için çok
    şey ifade ederken başka bir insan için ‘deli’ dışında zorlukla bir çağrışım
    yapabilir, hele tanımının yerini mutlağa yakın boşluk kapmıştır.

     

    Peki “demokrasi”
    denildiğinde aynı şeyleri anladığımızı kim kanıtladı?!

     

    Daha yalın bir ifadeyle:
    demokrasi derken ne kastediliyor?

    Bunun cevabı
    netleştirilmezse kamyon kamyon farklı nesne,

    kusurlu şekilde zorla
    kıyaslanır ve hatalı sonuçlar kaçınılmazlaşır.

    Demem o ki demokrasiden
    kastedilen mesela ‘her insanın’ yönetimde söz sahibi olmasıysa,
    böyle bir
    yönetim bildiğim kadarıyla var olmadı, uzunca bir süre daha olmayacak. Bunun
    bir sebebi ‘insan’ tanımının karmaşıklığı olabilir ama o konu biraz… Uzun sürer
    diyelim.
    (Gerisi kısa sürüyo ya! Gollum, Gollum, Gollum!)

    Hangimiz ya da kim
    yönetimde söz sahibi?
    Ben değilim, ondan eminim.
    Diyelim ki başbakan söz
    sahibi.
    Başka kaç kişi söz sahibi?
    Eğer başka kimse söz sahibi değilse buna
    tiranlık denilebilir.
    Diyelim 548 kişiyse söz sahibi olan, buna da belki
    aşırı sınırlı oligarşi denilebilir.

    Peki söz sahibi gibi
    görünen 600 civarında insan varsa
    ama bunlar illegal haklara sahip aktörlerse
    sadece
    ve esas yöneticiler, tembel beyinlere söz sahibi olamayacakları bir ortam
    yaratan,
    bunda da alkışlanası başarı elde etmiş başka bir oligarşiyse
    bu
    yönetim tarzına ne diyeceğiz:
    Oligarşik-valilik mi?

    İnanın bu tartışma (akıl
    yürütme, fikir alışverişi manasında)
    hem tanımların hem de verilerin eksik
    olduğu bir zeminde yürütülürse,
    en iyi ihtimalle sırt sıvazlamaları, en kötü
    ihtimalle de kavgayla biter.

    Eğer demokrasi tanımına
    geri dönecek olursak,
    eğitim sistemine yedirilmiş tanımıyla demokrasi
    hem gayrı
    mevcuttur hem de bir zahmet mevcut olmamalıdır!
    Zira, külli saçmalıktır.

    Konuyu sığır çobanlığına iğreti bir şekilde bağlamayacağım.
    Bağlantıyı aşikar ve saygın yöntemlerle kuracağım.
    Öncelikle bilinmelidir ki birçok bilge çoban vardır!
    (Tabii
    ki bana göre ve gerçekten birçok çobanla tanıştım,
    sohbet ettim, hatta bir anlamda feyz aldım!
    Bir de sığır çobanı’nı ingilizceye Can Yücel profesyonelliğiyle çevirirsek:
    ‘Cowboy’ oluyor, eh çok havalı değil mi!! : ))))

    Sığır çobanı değil, eğitimli bir ailenin, eğitimli, refah
    seviyesi yüksek…
    İnsan demeye dilim varmıyor ama biyolojik tanımlar ellerimi
    bağlıyor.
    Bu sıfatları yüklenmiş olan, tanıştığım, gözümle gördüğüm, 
    (şizofren değilim, hakikaten!)
    (Umarım : ))
    elimle dokunabildiğim bir insan, bir sohbet
    sırasında arkadaşlardan birisinin yönelttiği
    dünyanın yaklaşık kaç yıldır
    varolduğu sorusunu
    “ne bileyim ben” diye cevapladı.
    [ Hemfikirim : ))) ]
    “Aşağı
    yukarı dedik …biiip… (sağlamından küfür)” ısrarına,
    “yaklaşık 2000 yıldır heralde” diye cevap
    verdi.
    [ hala fakr-u fikirim!!! ]

    Herhangi bir uyuşturucu
    ya da (bilimsel bir tespit manasında) ‘salak’ edici madde etkisinde değildi.
    Ve bu insan
    ve bu insan gibi
    milyonlar
    hem benim hem diğerlerinin
    hem de gelecek nesillerin hayatını
    şekillendiren kurallar bütününde
    söz sahibi olmamalıdır!

    Ve işte zurnanın zırt
    dediği noktaya varan yol ayrımı burada ortaya çıkıyor.

    Eziyet -5- (sabrın sonu paradoksal cümbüş)
    “Kim söz sahibi
    olmalıdır?”

    İşte bu soru, bir çok “sonsuz geri gidiş”i doğurur.
    Örnek olarak, “sonsuz geri gidiş”lerden birisi:

    Söz sahibi olacak kişiyi/kişileri kim/kimler seçebilir? (kısca tekil -kişi/kim- kullanalım)
    Söz sahibi olacak kişiyi seçen kişiyi kim seçebilir?
    Söz sahibi olacak kişiyi seçen kişiyi seçen kişiyi kim seçebilir? … … …

    Bu örnekteki gibi onlarca “geri gidiş” ve soru/n türer bir anda!

    Tüm bunları bu gün akıl
    etmedik.
    Demokrasi kavramının isim babası -sayabileceğimiz-
    ve daha önemlisi hatta en önemlisi kendilerine
    “neden
    biz hiçbir bilgi üretemiyoruz,
    her şeyi Mısır’dan, Orta Doğu’dan, Mezopotamya’dan,
    Hindistan’dan, Çin’den toplayıp öğreniyoruz”
    eleştirisini yönlendiren,
    bu
    konuyu ciddi ciddi ele alıp aksi yönde çabalayan Antik Yunan halkı da
    binlerce
    yıl önce aynı sorgulamayı yapmış.
    Ve genel kabul gören bir çözüm üretememişti.

    Üreten birileri olduysa bile sözleri, yazıları, ürünleri pek anlaşılmamış
    ya da pek umursanmamış ki bu gün onları bilmiyoruz.

    Sonuç olarak, işte
    kimsenin anlamaması gereken nokta budur:

    Eziyet -6- (iddia değil, sonuç!)
    demokrasi diye bir şey yoktur,
    olmamalıdır da!

    Alternatiflere açık olan
    evrilir ve kazanır, evrimi yok sayanlar değil, hele düşman olanlar hiç değil :
    )))

    Evrimle ilgili tüm kitapları “alahop
    tereyağlı ballı ekmek, pufff” diyerek yok edebilen, kendi ismine düşman TÜBİTAK’ı
    can-ı gönülden kutluyorum.

  • Mustafa Demirkol-Yönetici

    Merhaba Mehmet,

    Buradaki yazıda olayları basitleştirmek için benzetmeye başvurdum. Tabi ki demokrasi bu kadar basit bir sistem değil. Benim eleştirdiğim şey ortalama bir insanın “oy vererek” karmaşık konularda ülkenin nasıl yönetilebileceği konusunda bir fikri yok. Liderlere oy veriyorlar… Bu “kanaat önderleri”, “uzmanlar”, “medya” ise çoğu zaman kendi gündemleri, çıkarları olan ve halkı bu yönde etkilemeye çalışan organlar oluyorlar maalesef.

  • the_frontman

    bu yazıdaki görüşlerin bazılarına katılmıyorum:
    1- demokraside kimse önüne çıkan iki veya üç seçeneği seçmek zorunda değildir. seçme özgürlüğü kavramına göre istersen hiçbirisini seçmeyebilirsin. bu özgürlük herkese eşit olarak verilir.
    2- demokraside “mutlak doğru” diye bir kavram yerine, çoğunluk için doğru olan bir tercih vardır. hiçkimseye “bu tercih kesin doğrudur, bunu tercih edilmesi şarttır” denilemez. veya böyle bir beklenti ortaya konulamaz. demokrasideki özgürlük kavramını ortadan kaldırır.
    3- demokrasideki tercihin doğru olduğunu bilip bilememe konusunda ise; sivil toplum, kanaat önderliği, basının haber üretme ve paylaşma özgürlükleri vb.. gibi örnekler kamuoyunu bilinçlendirmek/bilgilendirmek içindir. demokrasi denilen sistemin içinde zaten bunların oluşmasının ve işlevlerini yerine getirmesinin doğal bir durumu, özgürlük ortamı vardır. bilgilenmek, bilgiye erişmek ise tamamen bireysel bir durumdur.
    4- demokrasi dünyadaki en iyi siyasal sistem değildir; ama en ideal olanıdır. çünkü bireysel özgürlüklerin esas alındığı bir yüzyılda bireylerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, tercihlerini özgür bir şekilde yapabilecekleri, kısaca özgürlüklerin “en genel” olduğu sistemdir. yönetenlerden kimsenin abartı güçlenmemesi, kontrolü eline almaması için hukuk sistemi vardır. hukuk sisteminde herkes eşittir.

    eleştirisini yaptığım yazıdaki katıldığım görüşleri de boynumun borcu olarak belirtmek isterim:
    1- son paragrafta yer alan tespit yerindedir. dünyada bilinçli olarak demokratik tercih yapmak gelişmiş ülke toplumlarında daha yaygın olan bir şeydir.
    2- demokrasi sistemi yönetenlerin aşırı güçlenmesinin her zaman önüne geçemiyor. bu da demokrasinin oluşturuluş şekliyle alakalı.

  • Zafer temel

    Düşüncelerinize katılıyorum. Kanıtına gelince: neden AKP önienemez bir oy potansiyeli ile hep yönetimi elinde tutuyor? Bunun yanıtı insanlarımızı belli bir yöne yönelterek hatta eğitim kitaplarının içerikleriyle oynayarak onları eğitmekten geçmiyor mu? Kısacası bir prof ile bir çobanın oylarının esit olduğu sistem bence de demokrasi olmamalı. Saygılar sunuyorum.

Powered by WordPress. Designed by Woo Themes

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.