Padişah'tan bile daha konforlu yaşıyoruz. O halde sorun nerede?

Topkapı sarayına gitmiş olanlar; bir an için gözünüze harem bölümünü getirin… Padişah’ın evini, yaşadığı ve günlük hayatını geçirdiği yeri…

Bir de kendi evinizi gözünüzün önüne getirin ve karşılaştırın: kim daha fazla konfora sahip?

Duş başlığından akan sıcak suyunuz, alafranga tuvaletiniz, kaloriferiniz, lambanız, sizi tüm dünyaya bağlayan internet bağlantınız var… Kısacası padişahlardan bile iyi yaşıyorsunuz, ama bir şeyler eksik değil mi? Hala sahip olduklarınız yetersiz öyle değil mi?

Bu yazımda “yeterlilik” ve “ihtiyaç” kavramlarını kurcalıyorum… Padişah konforunda yaşıyor ve mutsuzsanız size bu konuda önerilerim var.

İnsanoğlu her zaman sahip olduğuna değer vermeyen ve erişemediklerini gözünde büyüten bir varlıktır. Aslında kapitalizmin ve tüketimin temelinde yatan şey de tam olarak bizdeki bu “kusur”dur. Bir türlü tatmin olmaz, hiçbir şekilde dünyanın bize verdiklerine şükretmeyiz.

Etrafınızda, televizyonlarda vs. görmüşsünüzdür… Altında son model spor arabaları, harika sevgilileri, boğazda yalıları olmasına rağmen yüzünden mutsuzluk akan, tatmin olamayan ve depresyonda insanlar vardır. Ben bu insanları hep merak etmişimdir: “Neden her şeye sahip olmalarına rağmen hala mutlu değiller?”

Mutluluk sahip olduklarımıza endeksli değil

Mutluluk konusunda bu sitede sayısız yazı bulacaksınız. Zira mutluluk konusunda kişisel gelişim “guru”ları o kadar abuk sabuk şeyler yazıyorlar ki, birilerinin bunu eleştirmesi lazım.

Kişisel gelişim camiasında en çok rastlanılan klişe “hedeflediklerini başar bu sayede istediğin şeyleri alabileceksin… Aldıkça mutlu olacaksın”dır. Bu klişe Amerikan tipi mutluluk algılayışı, yani sahipliğe endeksli bir dünya görüşünün sonucudur.

Oysa ki yapılan akademik araştırmalar “parayla saadet olmaz” atasözünü destekler niteliktedir. Hadi bunu geçtik, parayla saadet olmayacağını, olmadığını sağlığını-sevdiği bir insanı-arkadaşlarını kaybedenler daha iyi bilecektir.

Yazımın başında belirttiğim gibi, bugün Türkiye’deki en orta halli aile bile konfor olarak padişahlardan daha iyi durumda… Padişahlardan daha fazla tatmin olduğumuzu, daha mutlu olduğumuzu kim iddia edebilir?

Ne kadar konfora ihtiyaç var?

Kapitalist kültür konfor’u sınırsız kılacak ürünleri önümüze sunuyor… Bundan 5 sene evvel hiçbirimizin LCD televizyon’a ihtiyacı yoktu, oysa bugün LCD televizyon bir konfor unsuru olarak sunuluyor. Türkiye’de dijital yayın olmamasına, kimsenin oturma odasında 20 cm’lik daha yere ihtiyacı olmamasına ve halihazırda tüm ihtiyaçları mevcut televizyonlar görmesine rağmen LCD bir tutku unsusu olabiliyor.

Yine teknolojiden örnek vereyim: kullandığınız cep telefonunun özelliklerinin % kaçını kullanıyorsunuz? Kontörlü hat kullanıp, GPRS’ten bir kb bile data indirmeyen ama EDGE teknolojisine sahip cep telefonu satın alan yüzbinlerce insanı görünce, bu soruyu bir kez daha soruyorum kendime: “Ne kadar konfora ihtiyacım var?”

Değerleriniz, vizyonunuz ve varoluş amacınız konfor ihtiyacınızı belirler

Konfor ihtiyacı kişiden kişiye muazzam şekilde değişen bir konudur. Kimisi soba karşısında oturarak bile mutlu ve tatmin olabilirken, kimisi boğaz gören bir ev olmadan kendisini tam hissedemez.

İki tür insanı da ne yadırgıyorum, ne de yargılıyorum. Bence insan kendisini nasıl iyi hissedecekse o konforu aramalıdır.

Ancak bunu yaparken kendi değerlerini bilmeli ve buna paralel ilerlemelidir. Aksi durumda tatminsizlik ve mutsuzluk kaçınılmaz olacaktır.

Konu çok soyut hale gelmeden kendimden bir örnek vereyim. Benim hayatımı şekillendirdiğim ve dünya görüşümün merkezindeki değerlerimi “basitlik”,”başarı”,”verimlilik”, ve “bağımsızlık” olarak özetleyebilirim.

Kendim için istediğim konforu da buna göre belirliyorum. Örneğin beni 5+1 malikane gibi bir evden ziyade, minimalist şekilde tasarlanmış (basitlik), her alanı efektif kullanılmış (verimlilik), küçük ve istediğim zaman beni dış dünyadan kopartacak (bağımsızlık) bir ev daha çok tatmin edecektir.

Merkezine “etkileyicilik”, “takdir”, “heyecan”, “para/servet” gibi değerleri yerleştirmiş birisi için alacağı araba çok büyük ihtimalle pahalı (para/servet), göz alıcı renklere sahip (etkileyici), çok hızlı giden (heyecan) ve herkesin kıskandığı (takdir) bir spor araba olacaktır… Oysa ben elektrikle çalışan (verimlilik), kolay park edilen (bağımsızlık), iç aksamı sade (basitlik) bir smart for two‘yu daha cazip bulabilirim.

Sonuç

Mesele ne kadar mal varlığına sahip olduğunuz değildir, nelere sahip olmayı istediğiniz de değildir… Önemli olan kendi değerleriniz ile sahip olmak istediğiniz şeylerin sunduğu konfor’un birbiriyle örtüşmesidir.

Kendi değerlerinizin ne olduğunu tespit ederseniz mutluluğunuzu arttıracak konforu belki daha küçük şeylerde, belki de halihazırda sahip olduklarınız dışındaki şeylerde bulabilirsiniz.

Önemli olan toplumdaki herkesin yaptığı gibi yapmak değil, canınız ne istiyorsa onu yapmaktır.

, , ,

  • Merhaba Mustafa,

    Öncelikle web günlüğünü ve içeriğini çok güzel bulduğu belirtmek isterim. Benzer farklı hareketlerinin de devamını dilerim.

    Farklı bir yol Maneviyata Yatırım mı?
    Kredi kartınız bizi hiiç ilgilendirmiyor !

    Kendi hayatım yerine Padişah’ın “kudret” dolu hayatını tercih ederim. Şaka bir yana; bana göre önemli olan nefse hakim olan ihtiyaçların giderilmesinden çok ruhun ihtiyaçlarıdır.

    Tüketmenin sonu yok, e Mutluluk dayatılan hedeflerde de değil.

    Çok güzel bir konuya temas etmişssin. Konuyla ilgili olarak gözüne Mustafa Merter’in 900 Katlı İnsan kitabı çarparsa ufaktan bir göz atmanı öneririm.

    Saygılarımla,
    Serhat SİNE

Powered by WordPress. Designed by Woo Themes

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.