Türkiye’de Üniversite Eğitiminin Kalitesi

İşim gereği, yeni mezun veya son sınıfta bir çok genç arkadaşla iş mülakatı yapma şansım oldu.

Benim “iyi okuldur” diye düşündüğüm pek çok üniversiteden mezun arkadaşın okuduğu bölümle ilgili en temel şeyleri bilmediğini üzülerek fark ettim.

İşletme yüksek lisansı (MBA), Finans yüksek lisansı gibi yüksek lisans derecelerine sahip (ki bunlar da Türkiye’de ilk 10’daki okullar) aday arkadaşların en temel finans ve finansal analiz araçlarından bihaber olduklarını görmek beni ürküttü…

Hatta yine Türkiye’nin iyi üniversitelerinden birisi olan bir okulumuzdan Bilgisayar Mühendisliği bölümü 2.lik derecesiyle mezun olan bir arkadaşın “veritabanında iki tabloyu birbirine nasıl bağlarsın?” soruma bön bön bakmasını hatırladıkça sinirleniyorum…

Yahu kim yetiştiriyor sizi çocuklar? Nasıl oluyor da okuduğu bölümler hakkında en temel bilgiler konusunda farkındalığı olmayan bu çocuklar aldıkları dersleri geçiyorlar? Hangi akademisyen bu çocukları vicdanı sızlamadan mezun ediyor?

Bu yazıda Türkiye’deki üniversite eğitimini sorgulamaya çalışacağım. Doğrusu ne olmalı üzerine biraz ahkam kesiyorum…

Üniversite mezunundan beklentiler

Üniversite 4. sınıfın ortalarına gelmiş bir öğrencinin kendi bölümüyle ilgili temel şeyler bilmesi beklenir.

Örneğin bu arkadaş istatistik mezunu ise SPSS programını kullanarak istatistiksel analizler yapabilmelidir.

Ekonomi-Finans bölümlerinden mezunsa mali tablo mantığı, temel finansal analiz bilmesinin yanında çok iyi excel kullanması beklenir.

Mühendislik mezunuysa mezun olduğu bölüme göre örneğin stokastik, temel malzeme bilimleri konseptleri, programlama mantığı vb. konularda bilgisinin olması ve problem çözme yeteneği beklenir.

Teknik detayları bilmesi çok beklenmez veya hiç kitap açmadan formülleri aklında tutması da beklenmez… Ama karşısına bir problem çıktığında o problemi hangi araçları kullanarak çözeceği, problemi nasıl yapıtaşlarına ayıracağı, analiz sırasında hangi yöntemleri kullanacağı konusunda kendinden emin olmalıdır.

Bu konularda kendinden eminse, çalışarak, biraz zaman harcayarak işle ilgili teknik detayları öğrenebilir, yaptığı işle ilgili pratik kazanır. Buna da “iş tecrübesi” diyoruz.

Diploma almak yeterli mi?

Yeni mezun arkadaşların CV’lerine bakıyorum, şatafatlı proje isimleri, yüksek not ortalamaları, mezuniyet dereceleri, aldığı iddialı dersler, bütün programları “çok iyi” kullanabilmesi, ingilizcesinin okuma-yazma-konuşma için “çok iyi-çok iyi ve çok iyi” olduğu yazıyor…

Çağırıyorsun çocuğu, daha dakika bir mezuniyet projesinin ne ile ilgili olduğunu soruyorsun ıbıdık gıbıdık… Çocuk anlatamıyor projesini! Bu projeye 1 dönem harcamış oysa ki…

Hadi herkes kelamını çok iyi anlatamaz diyelim, neler yaptın, projenin amacı neydi, sonuçta ne çıktı, sence neyi iyi yaptın, neyi kötü yaptın diye teker teker soruyorsun… Bakıyor öyle..

Peki projeden ne not aldın diye soruyorsun B+ almış…!

Konuşmaya İngilizce devam etmemizde bir sakınca var mı diyorum, yok diyor (İngilizcesi çok iyi olması lazım). İngilizce bir kaç soru soruyorsun kem küm ediyor cevaplayamıyor…

Peki en son excel’i ne kadar kullandın, iyi misin bu konuda diyorum, “kursa gittim, ileri excel kullanırım, vba biliyorum vs.” diyor… Açıyorum bilgisayarı çözmesi için çok temel bir excel vaka çalışması veriyorum bakakalıyor… If, Vlookup, Pivot tablo kullanımı gibi en temel şeylerden bihaber.

“Peki sen nasıl mezun oldun bu kadar temel şeyleri bilmeden?” diye sormak geliyor içimden, soramıyorum.

Diplomayı almış, ileri excel sertifikasını almış, bilimum ingilizce sınav sonuç kağıtlarını almış, bir sürü finans, bilgisayar vb. ders almış transkripti var ama sonuç koca bir sıfır…

Kağıt toplamış 4-5 sene boyunca…

Bu anlattığım vaka ile bir kere karşılaşsam “yalan söylüyordur” der geçerim… Bir değil, iki değil, defalarca…

Artık Türkiye’deki üniversite sistemine inancım kalmadı, öğrenciler burayı “yüksek lise” olarak görüp okuyorlar… Muhtemelen derste anlatılan konuların içeriğini kavrayamıyor, ödevlerini sağdan soldan çekip teslim ediyor, derste daktilo gibi not alıyor, sınavda eskiden çıkmış soruların benzerleri çıktığı için ezberden geçiyor ve iş görüşmesi için karşımıza geliyorlar…

Burada ben bu çocuklara da kızamıyorum, bu çocukları yetiştiren öğretim görevlilerine kızıyorum. “Ben dersimi anlatır giderim, sınavları asistanlara yaptırırım, ödevleri asistanlara kontrol ettirir maaşımı alırım” mantığı var sanırım. Yoksa bu çocukların bu dersleri geçememesi lazım…

Doğrusu ne?

Doğrusu şu: Bu çocuk iş görüşmesine gittiğinde işe başlamaya hazır mı değil mi onu sorgulamak. Hazır olmayan çocuğu mezun etmemek.

Çocuklara iş hayatında aldıkları bilginin ne işe yarayacağını “gerçek” projeler vererek göstermek. Bu projelerdeki başarılarını yakından takip etmek.

Dersi anlatıp çekip gitmek yerine, o anlatılan dersi ne kadar hayata geçiriyorlar, problem çözme yeteneklerine ne kadar katkıda bulunuluyor sağlıklı bir şekilde ölçmek…

Bunlar yapıldığı taktirde yüksek ortalamalı, bölüm dereceli, yüksek lisanslı ama kafasını çalıştıramayan, yaratıcı düşünemeyen, en temel konularda bilgisi zayıf mezunlar ordusu yaratılmamış olur.

, ,

  • Ramazan

    Lisedeyken Hocamız şunu demişti.Okuldayken öğrendiklerinizle anca öğrenci olursunuz….Hangi sektör olursa olsun kişinin kendisini geliştirmesi lazım.Yazınız çok güzel olmuş tebrik ederim.

  • Bryan Worthshire

    kanadada yasayan biri olarak soyleyebilirim ki burada gozlemledigim universite ogrencilerinin bir sey ogrenmesi tamamen kendilerine bagli. Temel bilgileri aldiktan sonra ustune gelen bir cok konuyu bir sekilde gecebiliyorlar. Okuldan aldigi bilgileri buyuk olcude abzorbe etmis bir aday zaten mezun olduktan sonra buyuk firmalarda rahatlikla is bulabiliyor.

    Is gorusmelerinde ise cok teknik ve spesifik seyler sorulabiliyor. Bazi temel ve spesifik unsurlari bilmeyen yeni mezunlarin o firmada alacagi egitimle bile bir sey ogrenmesi oldukca maliyetli gozukuyor firmalara. dolayisiyla firmalar genelde bunu riske atmak istemiyor ve gorusmelerinde malesef “excel’de su formulun islevi nedir” gibi sorular gelebiliyor.

  • alessionikky

    Bir öğrenci olarak dediklerinize sonuna kadar katılıyorum. 4 sene içinde 3 farklı okul değiştirdim. İlk girdiğim okul özel bir üniversiteydi, oradaki öğrencilerin dünya skime havasından bıkıp bir devlet üniversitesine yatay geçiş yaptım. Devlet üniversitelerindeki öğrenciler de pahalı arabalara binenlerin batak oynayan versiyonuydu. İngilizce eğitim veren bir fakültede hocalara “hocam bir de Türkçe anlatır mısınız” diye ağlayan öğrencilerle dolu bir fakültede okuyorum maalesef. Dersin sonunda hocaların çoğundan dersi daha fazla İngilizce anlatmaları için rica ediyorum, böyle bir rezillik içindeyiz. İngilizce’yi hala bir yabancı dil olarak görmeleri ayrıca komik ama kimseye anlatamıyorum bunu fakültede. Bundan bıkıp bir seneliğine Avrupa’nın en iyi üniversitelerinden birinde Erasmus yapma şansı buldum (gitmek istediğim okul toefl veya ielts istiyordu, 120 kişilik fakülteden buna cesaret edebilen 3 kişi çıktı ki cesaret edilecek bir durum bile değil) da hayatımda bir seneliğine de olsa “üniversite” okuma fırsatı yakaladım.

    Orada gördüklerimden yola çıkacak olursam, oradaki okulda öğrencilerin ders geçme oranları oldukça düşük. Örneğin dersi 150 kişi alıyorsa 30-40 kişi geçebiliyor. Buradan yola çıkarsak herkes öyle kolay kolay mezun olamıyor.

    Gittiğim okul research ağırlıklı olduğundan mı acaba bilmiyorum fakat yazıda bahsettiğiniz pratik kısmı pek uygulanmıyor, öğrenciler mezun olduktan sonra iş hayatında zorluk çektiklerinden yakınıyorlardı. (okul Hollanda’da bu arada)

    Bunca gevezelikten sonra bir sorum olacak. Bir ekonomi öğrencisi olarak kendimi iş hayatına nasıl hazırlayabilirim? Üçüncü ve dördüncü dil için hangi dillere yönelmeliyim? Ek olarak ekşi’deki entrylerinizi beğenerek okuyorum, özellikle siyaset ile ilgili olanları. Umarım siyasetle ilgili entryler yazmaya devam edersiniz. Sözlüğe cidden bir şeyler katan bir yazar olduğunuzu düşünerek size bir teşekkürü borç bilirim.

  • yönetici

    merhaba,

    öncelikle ben insan kaynaklarında çalışmadığım için genellikle yeni mezunlara sorduğum sorular direk aday olduğu pozisyonla ilgili oluyor.

    Dolayısıyla “bana bir excel formülü söyle” gibi bir soruyu asla sormam… bir aday bana “çok iyi excel biliyorum” diyorsa ona iş ortamında karşılaşacağı bir vaka çalışması soruyorum ve veriyi içeren excel sheetlerini kendisine veriyorum laptop’ta vakayı çözmesini bekliyorum.

    Burada da pivot tablo kullanımı, text formülleri, veriyi düzenleme, vlookup gibi endeks formüllerini kullanıp kullanamadığını test ediyorum. Zaten excel kullanmayı biliyorsa vakayı çözüyor, bilmiyorsa toplama formülleri yeterli olmayacağı için çözemiyor. (Eğer temel excel bilgisi ile vakayı çözdüyse, makro ile çözülecek daha zor bir vaka çalışması da bir sonraki aşamada soruluyor)

    Zaten yeni mezuna kimse “deneyiminiz yok” gibi bir eleştiri sunmaz. Adı üstünde “yeni” mezun… Ne deneyimi arayacaksın bu adaydan? Aranacak tek şey, üniversitede aldığı eğitimi içselleştirebilmiş mi, pratik hayatta uygulayabilir mi onu görmek… Formül hatırlayamamak çok problem değil, vaka çözümü sırasında sorarsa söylüyoruz veya F1 tuşuna basıp kendisi de bakabiliyor excel’in help’inden o da mesele değil.

    İnsan kaynakları ile ilgili eleştirilere katılıyorum, maalesef insan kaynakları departmanlarında çalışan insanların hiç operasyon tecrübeleri yok. Dolayısıyla bir satışçıda mühendisde satın almacıda aranan özellikler birbirinden çok farklı olduğu için bu kişilere çok genel geçer sorular sormak zorunda kalıyorlar. (en sevmediğiniz özelliğiniz nedir, maaş beklentiniz nedir, kendinizi 5 sene sonra nerede görüyorsunuz vb. ezberlenmiş sorular…)

    İnsan kaynakları departmanları işe alımlarda son sözü söylemez zaten bu sebeple. Onlar sadece adayın kişiliği ile ilgili temel beklentileri test ederler, kurumun kültürüne atmosferine uyar mı anlamaya çalışırlar.

    İşe alımı departman sorumluları yapar, çünkü yıl sonunda performanstan insan kaynakları sorumlu değildir, bizzat bu departmanların yöneticileri sorumludur. Dolayısıyla işe alınacak personeli kendileri seçer.

    Kadın olmak konusunda söylenecek bir şeyim yok, eşim uluslararası bir şirkette genç yaşta orta düzey müdür pozisyonuna yükseldi… Ne işe alımda, ne de terfilerinde kadın diye bir negatif ayrımcılığa maruz kalmadı.

    Sırf kadın diye birisini işe almamazlık yapan şirketler muhakkak vardır, ama gittiğiniz her mülakatta eleniyorsanız bu büyük ihtimal kadın olmanızdan değil, başka bir şeyden kaynaklanıyordur. (bence)

    Bir eleştiri: mesela yeni mezun olarak benim işe alım yaptığım departmana gelip son paragrafta söylediğiniz şekilde yorumlar yapsaydınız, büyük ihtimalle işe alınmazdınız, zira yeni mezun olup canavar gibi okulda öğrendiğini vaka çalışmalarında uygulayan kişiler de var. Uygulayamıyorsa da o an araştırıyor, soruyor anlıyor… En kötüsü “formülü bilmiyorum, ama bilsem şöyle şöyle yapardım” diye metodunu anlatıyor.

    İşe almadığımız için “kadındım o yüzden alınmadım” diyenler de çıkıyordur içlerinde… İnternetteki forumlara da böyle yazıyorlardır eminim.

  • mb

    iyisiniz hoşsunuz da… şimdi ben bu yukarıdaki tarife uyan birisi olarak (yeni mezun(yüksek lisanstan) deneymsiz vs biri olarak) gittiğimde karşılaştığım ik’cılarla deneyimlerimi anlatsam nasıl olur. bana hakkında tek bir fikri olmayan birisi geçip karşıma mesleğimle ilgili sorular soruyor, stajını,iş deneyimni anlat diyor. anlatmaya başlıyorum boş boş gözlerle beni anlamadığı o kadar belli duran bakışlarla formaliteden dinliyor. beni anlamadığını anladığım bu insana ben daha fazla teknk detay anlatmak istemeidğimden kısa kesip üstünkörü yapmacık bir şeyler anlatıyorum. internette rahatça bulabileceğiniz basma kalıp soruları soruyor ben de önceden hazırladığım cevapları veriyorum. tüm ik görüşmelerinden de istisnasız geçiyorum 2. 3. aşamaya. tamamen bir tyatro oynanıyor karşılıklı. formalite sorular formalite cevaplar. sonunda ne oluyor. CV’niz çok güzel, kendinizi çok iyi yetiştirmişsiniz, fakat deneyiminiz yok ve kadınsınız… son aşamaya kadar gelip ya deneyimli bir adaya ya da erkek bir adaya yenik düşünüyorum. eee noldu bu kadar mülakatlar tiyatrolar. hepsi yalan… ayrıca excel biliyor musunuz sorusuna evet cevabını verdkten sonra, bir formül söyleyin bakalım diye sorulması kadar komik bir şey de olamaz. TOPLA(A1;C1) bunu mu söyleyeyim ne bu yahu.. ben de makro excel öğrendim hatta C öğrendim, simülasyon öğrendim.. ama formül falan hatırlamıyorum kardeşim. ihtiyacım olduğunda açıyorum hatırlıyorum takır takır yapıyorum. sonuçta her gün similasyon ayzmıyorum oturup da… el insaf ya…

  • asd

    Peki, bir sorum olucak. Bu dediklerinizi yapabilen ogrencilere onderdiginiz/onerilen isler neler?

Powered by WordPress. Designed by Woo Themes

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.